Rivayete göre Güzel Sanatlar Akademisi’nin ünlü hocalarından biri her derse şu sözle girermiş: “Günaydın azgelişmiş ülkenin azgelişmiş çocukları!”
Bir köşe yazısı okuduğunuzda, gazetelerin internet sitelerindeki okuyucu yorumlarına baktığınızda, televizyonda sabah programı seyrederken aynı şeyi söylemek gelmiyor mu içinizden?
Futbol yorumcularını seyrederken, türban tartışmasını izlerken, sokakta yürürken, vapura bindiğinizde...
Sahi, gelmiyor mu?
O halde hepinize günaydın azgelişmiş ülkenin azgelişmiş çocukları... Merak etmeyin, önünde sonunda kazanan hep siz olacaksınız.
***
Kar yağmaya başladığında Bruegel tablosuna benzeyen İstanbul’a beklenmedik bir açıdan bakıyorum... Tophane’ye inen çatılar çoktan beyazlamış, Sarayburnu görünmez olmuş ve akvaryum olarak kullandığım televizyonda yine Depeche Mode çalıyor. Bunları başkası yazsa onu bizi etkilemek için yalan söylemekle suçlardım.
***
Bir sevda bittiğinde biten duygular olmuyor. Hatta tam aksine, biçim değiştirerek ve çok daha güçlü bir şekilde yaşanıyor bu sefer duygular. Sevda biterken
beraberinde düşünceleri götürüyor. Birbiriniz hakkındaki düşüncelerinizi. Onun hakkında vardığınız kanıları... Bütün o anıları, incelikleri, şakaları...
Sanılanın aksine ayrılık beynin daha çok üst korteksiyle ilgili bir durum...
***
Acı çekmemden mutluluk duyacaklar için de yazdığımın farkındayım. O zaman onlara şimdiden söyleyeyim: Fener alayları düzenlesinler! Havai fişekleri hazırlasınlar! Bundan daha iyi bir bayram bulamazlar kendilerine!
***
Arte televizyonundan gelmiş bir tiple akşam yemeği yiyoruz. Adam Türkiye hakkında neredeyse hiçbir şey bilmemesine rağmen “Türkiye’de Sansür” konulu bir belgesel hazırlıyor. Üstelik bunu Frankfurt fuarına yetiştirmek istiyor. Hırs küpü yazarlarımıza önemle duyurulur.