Enis Batur’un “Alternatif: Aydın” kitabı çıkalı yirmi üç yıl olmuş. O zamandan beri Türkiye, aydınlarına hiç bugünkü kadar ihtiyaç duymamıştı.
Ama aydınların anlam ve önemini bugünkü kadar unuttuğu da olmamıştı, o ayrı.
Aydınlar ekarte edilince gelinen yer: Laiklik ve ulus-devlet eksenlerinde iki ciddi bölünme tehlikesi...
Ama halkın arayış içinde olduğu belli; sözüne güvenecekleri birileri olsun istiyorlar. Siyasetçilerin sözleri eskidi, yıprandı. Başbakan herkesi kucaklamaya eskisi kadar hevesli değil. Köşe yazarlarıysa haddinden fazla profesyonel...
Yani iş “gerçek aydınlara” düşüyor: Neredeyse varlığını bile unuttuğumuz o deniz fenerlerine.
Yaşar Kemal’den Nihat Genç’e, Ahmet Altan’dan Harun Tekin’e, Ece Temelkuran’dan Muhsin Kızılkaya’ya... Bu ülkede sağduyuyu ve bir arada, huzur içinde yaşama niyetini temsil eden kim varsa bir şekilde buluşmalı.
Ahmet İnsel ve Elif Şafak, Etyen Mahçupyan ve Bedri Baykam... Böyle bir niyetle omuz omuza verebilmeli mesela.
Çoğunun tek ortak noktası, aydın olmaları. Bu da bize şimdilik yeter. Hatta artar bile. Yeter ki “bu ülkede birbirimize hürmet ederek, barış içinde yaşayacağız” sözünü bir ağızdan söylesinler.
***
Bunu yapmaları gül bahçesi vaat etmeyecek; geçtiğimiz tüneller karanlık çünkü. Mesela uyuşturucu trafiğinde Türkiye’nin taşıdığı önemle, yaşadığımız etnik ve siyasi karambollerin ilişkisini aydınlatmak için iyi niyetten çok daha fazlası gerekli.
Tabii herkes krizden bahsederken İstanbul’da her gün yenisi açılan alışveriş merkezlerini döndüren paranın nereden gelip nereye gittiğini açıklamak için de...
Yine de aydınların demokrasiden yana tavır koyması önemli: Demokrasinin olduğu yerde her şey şeffaflaşır. Şeffaflaşan yerde karanlık hesaplar olmaz. Kan dökülmez yani. Ya da daha az dökülür.
Aynı düşünceyi paylaşmasalar da “düşünmeyi” paylaşanlar bir araya gelmeli ve kendilerini göstermeli derim: Niyet olduktan sonra zemin de zaman da nasıl olsa bulunur.
Daha fazla gerçek aydın, daha fazla demokrasi demektir. Demokrasi de bildiğiniz gibi, iyidir.