Akmerkez’in karşısındaki kaldırımları vahşice işgal etmiş galerilere bakarak düşünüyorum: Araçların yabancılaşarak amaca dönüşmesine günümüzde verilecek en somut örnek, herhalde otomobildir. İnsanoğlu otomobili zamanında hayatını kolaylaştıracak bir araç olsun diye icat etmiş. Sonra da kendi yarattığı bu tanrıdan o kadar etkilenmiş ki, ona tapmaya başlamış.
Hal böyle olunca, büyük şehirlerin yaşam alanları da insanlara değil otomobillere göre biçimleniyor. Mahalle arsaları insanların nefes alabilecekleri yeşil alanlara değil otoparka dönüştürülüyor mesela. Eğer mahallede arsa yoksa, evlerden bir ikisi yakılarak gerekli alan sağlanıyor otoparklara. Tarihi değeri olan pek çok binanın bu amaçla yok edildiği, hepimizin malumu.
***
Bunları gördükçe, otomobillerin canlı ve bilinçli varlıklar olduklarından kuşkulanıyorum. Belki de “Matrix” filmindeki makineler gibi, bize hükmediyorlar aslında. Bizler de artık onların çöplüğüne dönüşmüş bu dünyada birer sığıntı gibi yaşayıp gidiyoruz. Hindistan’daki inekler gibi bir kutsallığı var otomobillerin. Her şey onların etrafında pervane oluyor.
Hayal bu ya; bazen de bizi cezalandırdıklarını düşünüyorum: Araba kazasında ölen şanssız insanlar hakkında araştırma yapmak yararlı olabilir. Geçmişlerinde otomobillere gerekli saygıyı göstermemiş olmak gibi bir ortak özellikleri çıkarsa hiç şaşmam.
Bizler de yaşamamıza izin verdikleri onlara minnet borçluyuz. Minnetimizi göstermek için onlardan yana tavır almak zorunda kalabiliyoruz. Efendilerimiz rahat etsin diye sahillere asfalt dökmek, göz zevkini mahveden viyadükler yapmak ve demiryollarını çürümeye terk etmek, söz konusu minnet borcumuzu ödememizin yollarından sadece birkaçı.
Çünkü bunu yapmazsak karşıdan karşıya geçmeye çalışırken imha edilmemiz işten bile değil. Üstelik böyle durumlarda cezayı onlar değil sürücüleri alıyor. Oysa o insanlar otomobilin hipnotize edip mideye indirdiği birer kurban sadece. Bakmayın direksiyonda olduklarına, asıl otomobiller onları istedikleri yere götürüyor.