“Sözcüklere inanmayı bırakalı çok oldu” dedi yaşlı olan: “Ne kadar ovalarsan ovala onları, istediğin rengi veremiyorsun. Üstelik sanıldığının tersine, dilin aczi değil bu. Sorun, anlatmanın olanaksız oluşunda...”
Alıntıları sevmezdi. Bu yüzden söylemedi “olmayacak şey, bir insanın bir insanı anlaması” dizesini. İsveç filmindeki çocuğun duasından bu yüzden söz etmedi. Bir Ahmet Hamdi burukluğu gelmişti üzerine, sık sık başını kaldırıp göğe bakıyordu, ağırlığını ölçmek ister gibi.
Dün gibi aklındaydı: Karlı bir gece balkonda sigara içmiş, Sarayburnu’na üflemişti. Güzel bir sessizliğe varmak üzereydi. Bir gün yeniden sözcüklere boğulacağını bilemezdi.
Delikanlı dinliyor, arada suya bakıyordu. Adı gibi asiydi nehir: Gizli bir menzile akıyordu. Görünürde yılanbalığı avlayan bir adam, mersin otlarına tırmanmaya çalışan iki şaşkın çocuk, fırına giden beyaz tenli kızlar...
***
“Fikirlerimiz, onları taşıyacak kudrette olduğumuz nispette bizimdirler” diye alıntıladı delikanlı: “Mahur Beste’yi okumuş muydunuz?”
“Duygular da öyledir...” dedi diğeri: “Taşımaya gücümüzün yetmediği hiçbir duyguya sahip olamayız. Bu yüzden yanılır insan. Sanır ki yalnızca sevmek sevdiği kişiyi kendisine bağlayacak. Oysa sevgiyi taşımak da güçlü olmayı gerektirir. Değilsek, kaybederiz.”
“Siz kaybettiniz mi?”
Yaşlı olan yanıt vermedi. Uzun zamandır sözcüklerden hoşlanmıyordu. Küçük bir fesleğeni, bir âşık merdivenini, bulutları seviyordu. Bahar geliyordu. Yakında Boğaz’da erguvanlar açacaktı.
“Hocam, yanıt vermediniz...”
“Farkındayım. Hadi gidip erguvanlara bakalım...”
Yürümeye başladılar. Vadide erguvan olmadığını delikanlı biliyordu. Yine de sesini çıkarmadı; tanımıştı hocasını.
“En kötüsü de şudur” dedi, yaşlı olan: “Eğer o gücü zamanında gösterememişsen, iş işten geçtikten sonra yapacakların durumu daha da kötüleştirir. Başka bir deyişle; çırpındıkça batarsın. Bunu söylemiş bana kalırsa Ahmet Hamdi.”
Nehir boyunca yürüdüler. Birazdan mahur bir rüzgâr saçlarını tarayacaktı. Alçalmaya başlamış güneş vadiyi erguvan rengine boyayacaktı. Zaten başka hiçbir beklentisi yoktu ikisinin de.