Kazım Koyuncu ölünce şöyle demişim: “Arkadaşı olmayı çok isterdim. Mümkün olmadı ama hep bir gün bir yerde tanışıp sohbet edeceğimizi ve birlikte gitar çalacağımızı hayal ediyordum.”
Yazar-yönetmen Ümit Kıvanç, gerçek arkadaşlarından Kazım’ın. Çok güzel bir Kazım Koyuncu filmi çekmiş. Ekşi Sözlük sitesinin takma ismi (çok manidar bir şekilde) “ama arkadaşlar iyidir” olan yazarı da şöyle yazmış:
“O kadar güzel bir belgesel ki, ancak o kadar olur. Sık sık Halep Pasajı’nın girişindeki Metropol Müzik’te karşılaştığım (şimdi yerinde Cafe Krepen var) Kazım kadar samimi, onun kadar gerçek her şeyden önce...
Ölen birinin ardından yapılan işlerde ne kadar dikkat edersiniz edin, işin ucu gelir sömürüye dayanır; nitekim ölümün kendisi zaten dünyadaki en hüzünlü şeydir. Çalışmaya bu tarafından bakınca Ümit Kıvanç’ın ne kadar büyük bir iş başardığını, hiç kolaya kaçmadığını görüyoruz. Hüzünlü bir ses tonuyla anlatıp, bu hüznü destekleyen bir müzikle dünyanın en kanlı diktatörünün ardından bile ağıt yaktıranlar var çünkü. Ümit Kıvanç işte o kolaycılıktan kurtarmış bu çalışmayı.
Belgeselin en büyük farkı bu: Siz zaten tüm bu görüntüleri izledikten sonra Kazım’ın ne çapta bir insan olduğunu kendiliğinizden anlıyorsunuz.”
***
“Şarkılarla Geçtim Aranızdan” DVD’si sadece bir belgesel değil. Kazım’ın bir arkadaşının, bütün arkadaşları adına ona çaktığı bir selam aynı zamanda.
Kazım çalıyor, söylüyor ve kendini anlatıyor... Üç buçuk saat boyunca... Hem bir Rock müzisyeninin itirazı hem de bir Karadeniz delikanlısının coşkusuyla.
Ümit Kıvanç’ın çalışması “belgesel” denen tür üzerine düşünmek için de iyi bir fırsat. Belgesel yapmanın sahiden de “hüzünlü müzik-dokunaklı ses tonu-siyah beyaz görüntüler” formülünün ötesinde bir şey olduğunun bariz kanıtı.
Yaptığı işe üst başlıkta “Kazım İçin Bir Film” demiş Ümit. Ama yanılmış bence. Aslında bizim için bir film bu. Şebnem Ferah’ın güzel deyimiyle artık “kendi yüreğinden sürgün” mülteciler olan bu ülkenin insanları için bir film. Bir çığlık. Seyredin arkadaşlar.