Bu “herkese üç çocuk” davasında sizi kararlı görüyorum. Ben de çok severim çocuk. Üç buçuk yaşında bir oğlum var, kokusunu her duyduğumda yeniden doğuyorum. Bu nedenle babalık duygularınızı gönülden paylaştığımı bilmenizi isterim.
Önceki konuşmanızda “her çocuk bereketiyle gelir” demiştiniz ya, aklıma şu atasözü gelmişti: “Ağılda doğan kuzunun çayırda otu biter.”
Galiba ana fikri sizinkiyle aynı: “Allah herkesin rızkını verir” anlamında. Anadolu deyişleri zaten genelde güzeldir. Ama bir sözün “güzelliği” onun “doğruluğunu” her zaman garanti etmez, değil mi?
Kusura bakmayın ama siz de kendi sözünüzün güzelliğinden etkilenmişsiniz gibi geliyor bendenize. Bu yüzden geri adım atmıyorsunuz. Karşı çıkanlara da kızıyorsunuz.
En son şunu demişsiniz: “Her ailenin üç çocuğu olmazsa Batı’nın ağladığı gibi ağlamaya başlarsınız.” Batı’nın sahiden ağlıyormuş gibi bir hali var mı sizce? Asıl ağlayan yüz milyona yaklaşan aç biilaç nüfusumuzla biz olmayalım?
***
Aslında sizi anlıyorum: Meseleyi ilk ortaya attığınız konuşmanız da anlamlıydı bence. Dedim ya, “doğru” olmasa bile “güzel” sözlerdi onlar; bir Başbakan değil bir baba vardı çünkü karşımızda. Hayatta başarılı olmuş, akrabalarına nasihat veren bir aile büyüğü gibiydiniz. Sözleriniz siyasi değil insaniydi; çünkü çocuklarınızı seviyordunuz.
Ama başkalarının çocuklarını da biraz sevelim Başbakanım. Onları iki kardeşleriyle tek göz bir gecekonduya tıkmayalım. Köyleri bir daha boşaltılıp da İstanbul’a geldiklerinde bali tüpü tutuşturmayalım ellerine. Zaten altyapısı bozuk bir ülkeyiz, o üç günahsız çocuğu cahil bırakmayalım; tabii cahil kalabalıktan özel bir beklentimiz yoksa...
Velhasıl, aile planlaması hikâye bir iş değildir. Biraz ciddiye alalım.
Bir de yeri gelmişken söyleyeyim, özellikle yeni sosyal güvenlik yasasından sonra üç çocuklu bir baba olmak, ancak düşmanlarınızın başına gelmesini isteyebileceğiniz bir şey. Benden duymuş olmayın Sayın Başbakanım.