Ne olmuş Galatasaraylılar havaalanında Chelsea’yi karşıladıysa? İnter’li İtalyanlar Milan’a karşı bizimkileri tutarken fena mıydı? Şu hayatta Manchester elenince sevinen Liverpool’lular yok mu?
Fenerbahçeli bir arkadaşım yıllar sonra itiraf etti: UEFA 2000 finalini Arsenal forması giyerek seyretmiş. Beyefendinin savunması da hazır: “Ezeli rakibimizin egale edemeyeceğimiz bir başarı kazanması gücüme gidiyordu.”
İşte bu kadar... Futbol bu kadar basit, böyle naif bir erkek çocuğu oyunudur arkadaşlar. Siz istediğiniz kadar üstüne felsefeler kurun,
o yine bildiğini okur.
Futbolu zaten bu yüzden severiz. Hiç değişmediği için. Hayatta her şey bozulurken bazı şeylerin aynı kaldığını bize hissettirdiği için.
Zaman geçerken anne-babalar yaşlanır, dostluklar aşınır, aşklar biter, ruhlar yıpranır... Oysa ne zaman maç izlesek hiçbir şey değişmemiş gibi olur. Kendimizi rahmetli babasıyla maça giden o küçük çocuk gibi hissederiz.
Saha çizgileri aynıdır... Yine top peşinden koşan yirmi iki kişi vardır. Yine bütün amaç yuvarlak bir şeyi kaleye sokmaktan ibarettir.
***
Futbol değişmemeyi başardığı için güzel. Seyrederken bize sanatçı mı, bilim adamı mı, inşaat işçisi mi olduğumuzu unutturduğu için.
Kız arkadaşına ofsaytı öğretmeye çalışan delikanlıya hayatın sırrını açıkladığını zannettirdiği için. Bin yıl önceki bir dünya kupasında sayılmayan gol hakkında bugün bile geyik yapmamızı sağladığı için.
Entelektüeller “futbol kitlelerin afyonudur” der. Böylece Marx’ın dinle ilgili meşhur sözünü hatırlatmak isterler. Ama ak sakallının dediğinin tamamını nedense unuturlar: “Din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu, akılsız bir dünyanın aklıdır. Toplumun afyonudur din.”
Hadi üşenmeyip sözcükleri değiştirelim, gerçek ortaya çıksın: “Futbol, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu, akılsız bir dünyanın aklıdır. Toplumun afyonudur futbol.”
Hoş geldin Chelsea... Lütfen elinden geleni yap ve bunalımdan çıkamayan şu ülkeye biraz olsun keyif ver. Ama yenilirsen de tabii çok makbule geçer.