Japoncada “Kokura Şansı” diye bir deyim var. Bizim gariban Kokura, 9 Ağustos 1945 sabahı atom bombasını taşıyan “Şişman Adam” adlı uçağın ilk hedefi.
Ne var ki o sabah bir Ağustos gününden beklenmeyecek kadar bulutludur Kokura göğü. Kokura’lılar yaz ortasında göğü kaplayan bu karanlık bulutlara anlam veremez.
Oysa o bulutlar sayesinde hayatta kalırlar. Çünkü görüş mesafesi iyice düştüğü için bomba atılamaz. Durumu Pentagon’a bildiren uçaklara Kokura’yı bırakıp Nagasaki’ye yönelmeleri söylenir.
Bu acı gerçeği öğrendikleri zaman Kokuralı’ların ne hissetmiş olabileceğini merak ediyor insan. Acaba zil takıp oynamışlar mıdır yoksa içtenlikle yas mı tutmuşlardır komşuları için?
***
Aslında bulunduğumuz coğrafyada hayatta kalmak için hepimizin biraz “Kokura Şansı”na ihtiyacı var. Herhalde bu yüzden, başkalarının başına gelen şeylerden dolayı şanslı hissediyoruz hep kendimizi.
Mıcır başkalarının canını alıyor, mayın başkalarının altında patlıyor, depremde çöken hep komşumuzun evi. Felluce’de ve Beslan’da ölen el kadar şeyler hep başkalarının çocukları. Uğursuz akbabalar başımızın üstünden bize dokunmadan geçsin ve başkalarının dünyasını karartsın istiyoruz. Acıya ortak olmak, yardım eli uzatmak, anlamaya çalışmak yok. Bencilce bir sevinç var sadece, “iyi ki benim başıma gelmedi” diyen.
Belki de bu korku yüzünden hep kara bulutlar var başımızda; saklanmak için. Hayatımız bu yüzden kararmış; korkularımızdan dolayı. Oysa bizi koruduğunu sandığımız o bulutlar, bir başkasının başına geleceklerin uğursuz bir işareti olabilir.
Şahsen Kokura’daki onurlu Japonların kendi yerlerine komşuları öldüğü için sevindiklerini sanmıyorum. Ama bazen merak ediyorum, “biz olsak ne yapardık?” diye.
***
Ayşe Özyılmazel için not: Bu yazıda tarihi bir olaydan hareketle diğerkâm olmanın erdeminden bahsetmeye çalışıyorum. Bu arada, diğerkâm “başkalarını düşünen, bencil olmayan” demek.