Ne kadar sıkılmış olduğunuzu tahmin edebiliyorum. Zaten ben de bugün başka şeyler yazmak istiyordum. Ama Kemal Tahir’in dediği gibi; bu memlekette bir şeyi yapmak yetmediğinden, bir de onu açıklamak gerekiyor.
İroni yaptığınız zaman “dikkat ironi var” diye bağırmanız gerekebiliyor hatta. Sizin beni anladığınıza eminim. Ama görünen o ki bazıları için izahat şart. Umarım mazur görürsünüz.
Aslında Hıncal Uluç sağ olsun, “Aysun’a saldıranların asıl, gerçek, en azından bilinçaltı niyetini Tuna Kiremitçi yazdı, çağdaş Ezop ya da güncel La Fontaine gibi” diyerek yüreğime su serpti. Yoksa kendimi iyice uzaylı gibi hissedecektim.
***
Yasemin’in Posta’daki yazısını okumayı unuttuğumdan, salı günü Günaydın’ı görünce şaşırdım. Telefon ettim, Yasemin de yazısının nasıl böyle anlaşılabildiğine şaşırmıştı. Aslında çuvaldızı hep kendime batırırım. “Beni anlamamışlar” yerine “derdimi anlatamamışım” demek her zaman daha delikanlıcadır. Ama Günaydın’daki haberi yazan arkadaşta “okuduğunu anlamamak” dışında bir şey vardı. Bu durum da sanırım “rekabet ahlakı” üzerine konuşmayı gerektiriyor. Gazeteci olmadığım için haddimi biliyor ve söz konusu tartışmayı işin erbabına bırakıyorum.
Niyetim edebiyatçı olarak vazifemi yapıp düşüncelerimi daha sıkıcı ve esprisiz bir şekilde tekrarlamak. Böylece siz mağdur duruma düşmezsiniz, biz de üzülmemiş oluruz.
***
Bence canlı yayında fikir beyan etmenizin hiçbir mahsuru yok Aysun Hanım. Hatta popüler kişilerin memleket meseleleri hakkında konuşması hayırlı. Gerçekçi olmak gerekirse sizin sözleriniz bizimkinden daha çok ses getiriyor ve önemli tartışmalar yaratıyor; tıpkı Bülent Ersoy’un askerlik hakkında söyledikleri gibi.
Velhasıl, siz ve değerli erkek arkadaşınızla yemek yemek bana her zaman mutluluk verir. Ayrıca, Nejat İşler’le, Hakan Günday’la, Şebnem Ferah, Özen Yula, Fazıl Say, Çağan Irmak ya da Şirin Pancaroğlu’yla yemek yemek de isterim ben. Zaten kuşağımızın büyük derdi bir araya gelip iki kelime konuşamamak değil midir.