Perihan Mağden’in hangi edebi akıma dahil olduğunu sonunda buldum. Hatta sadece o değil; Oğuz Atay, Ahmet Hamdi, Zadie Smith, Kafka ve Nabokov da var işin içinde. Meğer hepsi “histerik gerçekçi”ymiş.
Bu söz ilk defa Zadie Smith’in meşhur “İnci Gibi Dişler” romanını tanımlamak için kullanıldı. Mucidi de İngiltere’nin saygın eleştirmenlerinden James Wood. Kendisi Salman Rüşdi, Thomas Pynchon, Zadie Smith gibi yazarların kitaplarındaki gerçekçiliğin iyice saçmalaştığını, artık abartma, absürtleştirme ve tuhaflıklarla dolu hikâyelerin moda olduğunu düşünüyor.
Bence bu yazarların tüm yaptığı iyice histerik hale gelmiş dünyayla onun anlayacağı dilden konuşmak. Zadie Smith deli bir mizah duygusuyla, bitmek bilmeyen tasvirler yapıyor. Salman Rüşdi lafı iyice saçma hale gelene kadar, uzattıkça uzatıyor. Biz de bütün bu ayrıntıların ne işe yaradığını düşünürken kendimizi gerçek dünyaya benzeyen ve çok eğlenceli bir yerde buluyoruz: Tımarhanede.
Zaten romanlardaki karakterler de histerik davranışlar sergiliyor. Sayfaların içinde manik bir ruh haliyle dolaşıyorlar. Mesela Perihan Mağden’in son romanı “Biz Kimden Kaçıyorduk, Anne” bu gözle bir daha okunabilir.
***
“Histerik gerçekçi” romanlardaki karakterlerde ‘Reşat Nuri’ vari hüzünleri yutacak, acıyı şikâyetsiz kabullenecek göz de yok. Acımasız bir mizah duygusu ve enerjiyle dalıveriyorlar olayların içine.
Ama başta da söylediğim gibi, eleştirmen James Wood’un sandığı kadar yeni bir şey değil bu. Dünyanın delirmiş olduğunu düşünerek karamsarlığa kapılan ve bunu yazı diline yansıtan yazarlar daha önce de vardı. Kafka’nın “Dava”sı, Nabokov’un “Solgun Ateş”i ya da Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ı da gayet “histerik gerçekçi” romanlar. Hem sonra Madame Bovary’den daha histerik ve daha gerçekçi bir karakter gördü mü şu âlem?
Sizi bilmem ama söz konusu akımı düşününce Kafka’nın her şeyi özetleyen bir anekdodunu hatırlıyorum. Üstad üzgün üzgün otururken biri gelir yanına ve “üzülmeyin Bay Kafka” der: “Her şey düzelecek...”
Kafka’nın yanıtı kısa ve net olur: “Her şey düzgün zaten.”