Ödülümü almak için çıktığım sahneden yaşlı gözlerle bakıyorum salona. Teşekkür listesini tutan elim heyecandan titriyor. İhtiyar gözlerim güç bela seçiyor, en önde oturan oğlumla torunumu. İkisine el sallayıp derin bir nefes alıyor ve konuşmaya başlıyorum.
***
Öncelikle Youtube’u defalarca kapatıp bize üçüncü dünyada yaşadığımızı hatırlatan hukuk insanlarına teşekkür ederim. Onlar olmasa havaya girip Atatürk’ün çağdaş cumhuriyetinde yaşadığımızı zannetmeye başlayabilirdik.
Tatlı bir yalanı yaşamaktansa gerçeğin çöllerinde sürünmek evladır. Bu yüzden Youtube’u kapatanlara minnetimiz sonsuz.
***
“Galatasaray taraftarı PKK sempatizanı mı?” diye sorarak bizi centilmen olmak zahmetinden kurtaran spor yazarına da teşekkür ederim.
O yazı çıkana kadar eşi dostu rekabetin barışçıl bir şekilde sürdürülebileceğine ikna etmek için boş yere nefes tüketiyorduk. Üstadın yazısındaki mantık bunun imkânsızlığının tescili oldu, biz de rahat ettik.
***
Öz kızına tecavüz eden Avusturyalı babaya teşekkür etmek de boynumuzun borcu. Kızcağıza yirmi dört yıl boyunca yaptıklarına bakınca insan kötülüğünün sınırlarını anlayabiliyorsunuz.
Ayrıca, insanoğlunu güzel bir dünyada yaşatmak için can veren Deniz Gezmiş, Che Guevara, Rosa Luxembourg gibilerin saflığına şaşmamak da mümkün değil. Sapık baba olmasa gelecek kuşaklar da düşebilirdi aynı hataya. Gerçekçi kuşakların yetişmesi için böyle ebeveynlere ihtiyacımız var.
***
Son olarak; içinde dört roman, iki şiir kitabı, iki albüm, yüzlerce köşe yazısı, çeşitli denemeler ve üç kısa film hakkında bilgi olan internet sitemi gezdikten sonra sora sora magazin sorusu soran arkadaş da teşekkürü hak ediyor.
O mail’i okumasam hayatın gerçekleri çıkabilirdi aklımdan. Bu da yazarlığım için kötü olurdu, takdir edersiniz. Belki de şu an burada konuşma yapıyor olamazdım.