70’lerde doğduğunuz için, gençliğinizin 12 Eylül sonrasına denk gelmesi demektir. Bu sizin kusurunuzmuş gibi “Özal Kuşağı” diye anılırsınız (geçenlerde Salih Kalyon eski ortağı Tolga Çevik’e hakaret etmek için yine bu tabiri kullandı).
Öncesi ve sonrasıyla hiçbir ilginiz olmamasına rağmen 12 Eylül başınıza patlamıştır. Babanızın arkadaşları söze “tabii siz Özal kuşağı olduğunuz için...” diye başlar.
***
Annenizden “aman siyasete karışma” sözünü duymak demektir sonra... Onlarda “bu memleket için bir şey yapmak mümkün olsaydı biz yapardık” fikri vardır. Çocuklarının da boş yere acı çekmesini istemezler.
Üstelik 68’li anneler bunu öyle ikna edici bir şekilde anlatır ki, isyan da edemezsiniz. Durumunuz onların kendi anne babalarına karşı yaşadığından daha zordur aslında.
***
İnsanı Eylem adında manken, Devrim adında aracı kurum sahibi, Örgüt adında reklamcı, Fidel adında borsacı olmak gibi tuhaf durumlara düşürür. Eğer şansınız varsa isminizin taşıdığı tarihsel anlamdan habersiz büyür, huzur içinde yaşayıp gidersiniz.
***
Potansiyel solcu olmanıza yol açar. Bu bir hayale üstten bakarak duyulan sempati de olabilir, gençliğini bir davaya adamış insanlara duyulan hayranlık da. Kızıl yıldız, Deniz Gezmiş, Quartier Latin, Che Guevara gibi simgeler sizi duygulandırır. Sonra kendi kuşağınıza bakar ve başka simgeler görürsünüz: Nokia, Kate Moss, Tarkan, Windows... İtiraf edin, bunlar da hiç fena değildir.
***
Babanızla kapışırken onu kızdırmak için “eğer bütün 47 doğumlular 68’li olsaydı, dünya 90’lara ‘Türkiye’de sosyalizm çökecek mi?’ diye merak ederek girerdi” diye slogan atmak demektir. Bu onun bir süre afallamasına yol açar. Ama sonra ağzınızın payını Marks’tan Kemal Tahir’e, en az yedi kişiden alıntı yaparak verir, o ayrı.
***
“Ah keşke babam yaşasaydı da şimdi ağız tadıyla şöyle bir kapışsaydık” diye üzülmektir 68 kuşağının çocuğu olmak, bazen de.