Serin ve lirik bir mayıs akşamı. Sahne arkasındaki ağaçlar hafiften sallanıyor. Üstada basçı Gürol Ağırbaş, davulcu Cem Aksel ve piyanist Baki Duyarlar eşlik ediyor. İstatistiksel olarak beş şarkıda bir kadeh bitirmekteyiz.
Boğaziçi Mezunları Derneği’nin Rumelihisarı’ndaki mekânı sade ve şık. Ortaçgil de bizimle aynı fikirde olacak ki keyifli görünüyor. Yirmi yıllık dinleyicisi olarak söylüyorum: Dikkat ederseniz onun konser verdiği mekânı sevip sevmediğini anlarsınız. Sevmemişse şarkı aralarını pek konuşmadan geçer. Ama bu gece grup olarak hallerinden memnunlar.
“Müziğe ara verip kimya mühendisliği yaptığım bir süre vardı” diyor bir şarkıdan önce: “Bu yüzden eski şarkılardan sıkılmaya fırsatım olmadı.”
“Bazı aşk şarkılarım yaşanmışlıktan kaynaklanır, bazılarıysa aşk üstüne söylenmiş genel şarkılardır” diyerek gülümsüyor: “Şimdi çalacağım, aşk şarkısı olamayacak kadar aklı başında bir şarkı...”
Eski ortağı Fikret Kızılok’tan bahsederken “Fikret zor ve lafını doğrudan söyleyen, çok parlak bir adamdı” diyor: “Bense bildiğiniz gibi, daha bulanık bir adamım.”
Son albümünün fazla ilgi çekmediği fikrinde: “Gitmeden bir albüm daha yapmak istiyorum...” diyor, hınzır bir tebessümle: “Ama yeni besteler biraz boktan oldu. Biraz daha zaman lazım...”
***
Dünya ne hale geldi: Ortaçgil’in bile albüm yapmakta zorlanabildiği bir devirde yaşıyoruz. Çünkü büyük şirketler bize artık CD yerine bedava şarkı indirebileceğimiz aletler satmak istiyor. Sonra da utanmadan “krizdeyiz, internet bizi mahvetti” diye ağlıyorlar.
Oysa İspanyol rock şarkıcısı Manu Chao’nun dediği gibi: Aslında mahvolan sadece sanatçılar ve küçük şirketler. Öbürlerinin döktüğüyse resmen timsah gözyaşı...
Konserin sonlarına doğru “bu tarz şarkılar yazan kimse kalmadı artık” diyor Ortaçgil: “Ama benim yapmayı bildiğim şey bu. Siz de burada dinliyorsunuz işte...”
Ama orada olması gereken aslında biz değildik Bülent Bey. Bu dünyayı iyi, doğru ve güzel olmaktan çıkaranlar gelip dinlemeliydi sizi. Biliyorum, “ne anlasın onlar benim müziğimden?” diyeceksiniz ama olsun. Bazı güzelliklerin onlara rağmen hâlâ yaşandığını görmeleri bile bana yeterdi. Şahsen.