Kendi ülkesine gol atanlar ve Humeyni fanı genç kız
İsviçre maçını Trieste civarındaki köyde, Rai Uno’dan seyrediyorum (Eski şiirlerimin yüzü suyu hürmetine çağrıldığım bir festivaldeyim). İlk yarı Hakan Yakın’ın golüyle bitince İtalyan sunucu, Podolski’nin Polonya’ya attığı golleri hatırlıyor.
Yorumcular olayı “küreselleşmenin cilvesi” olarak takdir ediyor. Bence haklılar çünkü İtalyanca bilmememe rağmen ne dediklerini anlıyorum. Ne demişler? “Memleket doğduğun değil, doyduğun yer.”
Yakında bir ülkenin ne kadar gelişmiş olduğunu milli takımdaki yabancı sayısından anlayacağız. Onlar formasını giydikleri ülkenin cazibesinin canlı kanıtı.
Zidane belki Cezayir’e karşı oynamak zorunda kalmadı ama kendisine mutluluk veren Fransa’yı dünya şampiyonu yaptı. Le Pen faşistine de darbeyi indirmiş oldu. Fatih Terim’in şans vermediği Yıldıray ve Halil tercihlerini öbür pasaporttan yana kullansaydı, ikisi de turnuvadaydı şimdi.
Ben de buradaki şair arkadaşlarım Bejan Matur ve Haydar Ergülen’in izniyle kadehimi ana dilini terk etmiş yazarlara kaldırıyorum: Fransızca yazan Beckett, Kundera ve en güzel romanlarını İngilizce döktüren Nabokov şerefine...
***
Burası bir Sloven köyü... Restoranda hep Modern Talking çalıyor. Kuşağımın en iyi şairi Bejan Matur kendisinden asla beklenmeyecek bir şey yapıp grup elemanlarının adlarının Dieter Bohlen ve Thomas Anders olduğunu hatırlayıveriyor. Misilleme olarak ona A-Ha’nın elemanlarını sayıyorum.
Yatmadan internette Fatih Altaylı’nın programını seyrediyorum. Humeyni fanı genç kız konuşurken kendi ülkesine gol attığının farkında bile değil. Hem Hakan ve Podolski ondan daha kibardı; hiç olmazsa sevinmediler golden sonra.