Japon bile olsaydım heyecanla seyrederdim Çek Cumhuriyeti maçını.
İstanbul’daki Liverpool-Milan finalinden beri bu kadar heyecanlı maç görmemiştim. Hollywood filmi gibiydi.
İsviçre maçını beraber seyrettiğim bir arkadaşım şöyle demişti: “Türkler asla küçümsenmeye gelmez. Sadece sporda değil, her alanda. Bunu başta Avrupalıların anlaması lazım... Ortada yüzlerce yıllık bir devlet geleneği, özgün bir kültür ve bitmeyen bir inat var.”
Belki de tam tersine; biz Türklerin harekete geçmesi için önce bir güzel küçümsenmemiz gerekiyor.
Galatasaray UEFA Kupası’nı alana kadar kimse Türk takımlarını ciddiye almıyordu.
İşin aslı, hem Galatasaray hem de milli takım bundan gayet güzel yararlandı.
Süper Kupa ve dünya üçüncülüğü de biraz şans, biraz da Türkiye’yi küçümseyen rakipler sayesinde geldi.
Ne zaman ki rakiplerimiz bizi ciddiye almaya başladı, işte o zaman futbolumuzdaki düşüş de başladı...
***
Ama arkadaşım haklı bence: Türkler küçümsenmeye gelmez. En zor şartlarda bile ayakta kalabilen, her koşula uyum sağlayabilen, elinden her iş gelen, ilginç bir milletiz.
Çek Cumhuriyeti karşısındaki takım gibiyiz çünkü: Her an her şeyi yapabiliriz.
Oyuncu değiştirmeyi beceremediğimiz için gol yedikten sonra on beş dakikada üç gol atabiliriz.
Ama ben de haklıyım: Küçümsenmeden ya da başımıza bir melanet gelmeden harekete geçmiyoruz. Önce o golleri yiyeceğiz ki aklımız başımıza gelecek.
Şu an neredeyse Portekiz maçına teşekkür edecek haldeyiz; bizimkilerin küçümsenmesine neden olduğu ve böylece onları kamçıladığı için.
“Can çıkar, huy çıkmaz” demiş atalarımız. Ne yapalım, biz de böyle bir milletiz işte; bu saatten sonra değişir mi huyumuz, Allah bilir.
***
Not: “Tuna Kiremitçi Band” olarak bu akşam Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde çalıyoruz. Bazı Kumdan Kaleler şarkıları, yeni albümden parçalar, sıfır besteler... Bekleriz!